13 Aralık 2012 Perşembe

Saat Kulesi


İzmit  Kemalpaşa Mahallesi’nde Av Köşkü ile Atatürk Heykeli arasında  tepe üzerinde yer alan Saat Kulesi'ni  İzmit Mutasarrıfı Musa Kazım Bey tarafından Sultan II. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. Yıldönümü nedeniyle yaptırmıştır.
Saat kulesinin mimarı Mimar Vedat Bey’dir. 

Saat Kulesi’nin üç tarafında bulunan sebillerin alınlığında ve kapısı üzerinde kitabeler bulunmaktadır. Bu kitabelerde “1318 Belediye etti inşa bu kule ile çeşme-i Seyit Kamari’ye” yazılıdır. Orta kattaki yuvarlak kartuş içerisinde de Sultan II. Abdülhamit'in tuğrası bulunmaktadır. Kulenin giriş kapısı yanındaki Türkçe bir kitabeden de SEKA tarafından 1970'te onarıldığı yazılıdır.


Saat Kulesi köşelerinde ikişer sütun ve kenarlarında yuvarlak kemerli sebiller bulunan kare bir kaide üzerinde yükselmektedir. Sebiller basık yuvarlak niş şeklinde olup  silmelerle çevrelenmiştir. Ayrıca sebillerin profilli birer teknesi bulunmaktadır. Buradaki sebilli kaide üzerinde yükselen kulenin köşeleri pahlanmış kare prizma şeklindedir. Kaide ile gövde arasına bir balkon yapılmıştır. Bundan sonra gövde enine üç silme ile dört kata bölünmüş  üzeri de piramidal bir külah ile örtülmüştür. Geniş saçakları olan bu külahın altında dört yöne yönelik birer saat kadranı yerleştirilmiştir. Neo-Klasik üslupta yapılan Saat Kulesi’nin her köşesinde silmeli  ince bir pencere bulunmaktadır.
 
 

12 Aralık 2012 Çarşamba

Kartepe



1602 metre yükseklikte çam, kayın, ıhlamur ağaçları ve rengarenk çiçeklerle çevrilmişyollardan Kuzu Yaylasına gelindiğinde, panoramik manzara ve vahşi doğa çok etkileyici bir atmosfer yaratmaktadır.
Kayak merkezi ve turistik tesisler tamamlanmış olup yıl boyunca turist çekebilecek bir turizm merkezi haline gelmiştir.
 

1650 mt. yükseklikte Kartepe Dağı üzerine kurulmuştur. Kış turizminin yeni kayak merkezi Kartepe, bu kadar kısa sürede, size günübirlik kayak keyfi yaşamanızı ve doğayla iç içe olmanızı hedefliyor. Böylece hem kayak sporu pahalı bir spor olmaktan çıkıyor hem de kayak severler kayak yapmanın tadına varabiliyorlar.

Kartepe Kayak Merkezi, Kartepe'nin hemen çıkışında; Maşukiye bölgemizde, Bursa, Ankara ve İstanbul üçgeninin tam ortasında bulunuyor. İstanbul'dan İzmit'e doğru hareket edip, yaklaşık 100 kilometre sonra otobandan çıkınca Maşukiye'ye ulaşıyorsunuz. Az ileride Kartepe, bütün heybetiyle sizi bekliyor. Kayak keyfi yaşamak için uçağa binip uzak diyarlara gitmeye ya da zorlu yollarda saatlerce araba kullanmaya gerek kalmadan böyle bir aktiviteyi yapmak mümkün oluyor.
 

Hereke Halısı


Hereke Fabrikası, Ohannes ve Bogos Dadyan kardeşler tarafından 1842-1844 yıllarında kuruldu ve 1845 yılında ülkenin ilk özel dokuma fabrikası olarak faaliyete geçti. Faaliyete geçtiği 1845 yılında fabrikanın yönetimi ve mülkiyeti Osmanlı Devleti'ne devredildi.

Başlangıçta bez ve ipekli kumaş üretiminin planlandığı fabrikada, Avrupa ülkelerinden ithal edilen makinelerle beraber üretim alanı genişledi. 1891 yılında 100 halı tezgahı bulunan yeni bir bölüm açıldı ve halı üretimine geçildi. 1905'ten itibaran ise ürün çeşitliliği artırıldı ve fes, perde, fanila gibi birçok alanda üretime geçildi. Fabrika ürünlerindeki kalitenin piyasada kabul görmesi sonucu 1846'da Hereke markası tescil ettirilerek koruma altına alındı. 1850 yılında ise fabrikanın adı "Hereke Fabrika-i Hümayun" olarak değiştirildi.

Sultan Abdülmecid'in Dolmabahçe Sarayı'nı dünyanın en iyi halılarıyla döşeme fikri üzerine, 1891 yılında halı üretimine geçildi. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde "Hereke Dokumahanesi" adında bir halı dokuma atölyesi açıldı ve Hereke'deki bu fabrikadan halı dokuma ustaları getirildi. Dolmabahçe Sarayı'nda bulunan Hereke halıları bu atölyede ve Hereke'deki fabrikada dokunan halılardır. Bu halılar sadece saray için dokunmuş, bu desen ve halıların başka bir yerde kullanımı yasaklanmıştır.

Beylerbeyi Sarayı'nda bulunan geniş boyutlu halılar, koltuk ve perde yapımında kullanılan kumaşlar yine bu fabrikada dokundu. Çırağan Sarayı'nda on üç oda ve bir sofa Hereke kumaş ve halılarıyla döşendi.

1894 Yılında Hereke'yi ziyaret eden Almanya İmparatoru Kaiser Wilhelm II beraberinde getirdiği kimyasal boyalar ile halıların dokumasında kullanılan teknolojinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. O dönemde Kaizer'in konakladığı köşk halen müze olarak korunmaktadır.

Türkiye'de 1923 yılında Cumhuriyet kurulmasının ardından lüks halı üretimi savurganlık olarak görüldü ve 1950'li yıllara kadar bu düşünce ile Hereke halısı üretimi ihmal edildi. 1950'li yıllarda usta dokumacıların katkılarıyla Hereke halı dokumacılığı bir sanat kolu olarak tekrar değer kazandı. Tamamı el dokuması olan halılar günümüzde işçiliği ve sanat değeriyle kabul görmektedir.

Fabrika, Cumhuriyetin kurulmasının ardından 1925'te Maliye Bakanlığı'na, 1933 yılında Sümerbank'a devredildi. 1995 yılında Sümerbank'ın özelleştirilme çalışmaları sırasında TBMM Milli Saraylar Dairesi Başkanlığı'na devredildi. Fabrika, hâlen TBMM Millî Saraylar'a bağlı olarak müze-fabrika şeklinde halı ve kumaş üretimine devam etmektedir.

 

17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi


1999 Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi ya da 17 Ağustos 1999 depremi, 17 Ağustos 1999 sabahı, yerel saatle 03:02'de gerçekleşen, Kocaeli/Gölcük merkezli deprem. Richter ölçeğine göre 7,5 Mw büyüklüğünde gerçekleşen deprem, büyük çapta can ve mal kaybına neden olmuştur.

17 Ağustos depremi, tüm Marmara Bölgesi'nde, Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedildi. Resmi raporlara göre, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 konut, 42.902 işyeri hasar gördü.  Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50.000 ölüm, ağır-hafif 100.000'e yakın yaralı olmuştur. Ayrıca 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz bırakmıştır. Yaklaşık 16 milyon insan, depremden değişik düzeylerde etkilenmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olaylardan biridir. Deprem gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse sebep olduğu maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir. Depremin Türkiye'nin can damarı bir sanayi bölgesi olan Marmara Bölgesi'nde meydana gelmiş ve çok geniş bir coğrafyayı etkilemiş olması ülke insanlarının üzüntüsünü bir kat daha arttırmıştır.

Üsküdar Vapuru Kazası

1 Mart 1958 İzmit deniz kazası

 

Üsküdar vapuru faciası ya da Körfez Faciası olarak bilinen Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ölümcül sivil deniz kazasıdır.

1 Mart 1958'de İzmit - Gölcük arasında sefer yapan Üsküdar isimli vapur, İzmit iskelesinden hareket ettikten sonra Derince yakınlarında şiddetli rüzgar sebebiyle batmıştır. Kayıplar hakkında net bir bilgi yoktur kimi kaynaklara göre 200-300 kimilerine göre 400-500 yolcu hayatını kaybetmiştir.

Yolcuların çoğunu İzmit Lisesi ve Gölcük Barbaros Hayrettin Lisesi talebeleri oluşturuyordu. Yolcularından yalnızca 40 kişi kadarı kurtulabilmiş, diğerleri dalgaların arasında kaybolup gitmişti.

1950'li yıllarda Karamürsel ve Gölcük'te lise yoktu. Kara ulaşım vasıtaları da kısıtlıydı. Bu sahil ilçelerinin gençleri aynı zamanda ekonomik olan vapur yolculuğunu tercih ediyorlardı. Cumartesi günleri yarım gün eğitim verildiğinden, öğle tatiliyle birlikte öğrencilerin tamamına yakını vapura bindi.

Derince açıklarına gelindiğinde şiddetli fırtınaya yakalanan ve çoğu kısmı ahşap olan Üsküdar vapurunun kaptan köşkü uçtu. Kumandasız kalan vapur, yan yatarak battı. Bazı kayıtlarda vapurun ikiye bölündüğünden de söz edilir.

6 Aralık 2012 Perşembe

Pişmaniye

 
Bu tatlının neden pişmaniye olarak anıldığına ilişkin bilgi son derece azdır. Ana Britannica isimli ansiklopediye bakılırsa, ilk yapıldığı yerin İran olma ihtimali oldukça yüksek. Bu ülkede "peşmek" diye adlandırıldığı için de sözcüğün zamanla Türkçe'de "pişmaniye" olarak geçtiği düşünülüyor.

İzmit pişmaniyesine ün kazandıranlar ise : 1601-1611 yılları arasında İran ve Ermenistan’dan gelerek İzmit ve çevresine yerleşen Ermeni ustalar olduğu sanılmakta.. İzmit pişmaniyesine ününü kazandıran ise bu ustalardan Şekerci Hacı Agop Dolmacıyan. Ne var ki 1.Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda diğerleri gibi Dolmacıyan da şekerci dükkânını kapatarak başka bir ülkeye göçmüş ve onun maharetinin de kendisiyle birlikte göç etmesini önleyen ise, Dolmacıyan’ın çocuklarına Türkçe ve Fransızca öğretmek üzere dükkânında çalışmış bulunan İzmit Muhasebe Başkâtipliği’nde görevli İbrahim Ethem Efendi olmuş. Kendisine pişmaniye yapımının bütün inceliklerini öğreten Hacı Agop Dolmacıyan’ın Amerika’ya göç etmesi üzerine, Kapan önü semtinde bir şekerci dükkânı açmış. Botanik kültürü, müzik yeteneği ile de tanınan ve soyadı kanunu çıktıktan sonra Çınar soyadını alan, 1892-1953 yılları arasında yaşamış bu renkli kişiliğin imalathanesi adeta pişmaniye ustası yetiştiren bir okul olmuş ilerleyen yıllarla.

Bu ülkede pesmek diye adlandırıldığı için bu sözcüğün zamanla Türkçe'de pişmaniye şeklini almış olması güçlü bir ihtimal. 1957'den bu yana pişmaniye ustaliği yapmiş Mehmet Ustaya bakılırsa da, bu helvanın yapımına girişenlerin ağdaya kıvam tutturmakta karşılaştıkları güçlükler üzerine bu işe kalkışmış olmaktan duydukları pişmanlığı ifade ediyor helvanın adı.

Türk mutfağının en ünlü helvaları arasında bir yeri olan pişmaniye, Anadolu folklor geleneğinde önemli bir yer tutar. Yüksek kas gücü gerektiği için daha çok erkekler tarafından yapılan bu helva, Anadolu'nun bir çok yerinde yapılmasına rağmen en iyi şekilde İzmit ' bölgesinden çıkmaktadır.